14 Mayıs’ı ‘Kalkınmacı lider’ perspektifinden okumak

PROF. DR. FATİH YARDIMCIOĞLU – AKADEMİSYEN

Kalkınma bir bütündür ve süreç işidir. Bütün olması, ekonomik büyümenin kalkınma için yeterli olmaması; ülkenin tüm alanlarda iyiye gitmesi gerekliliğini ifade eder. Sosyoekonomik ve endüstriyel göstergelerin de iyiye gitmesi, üretimin teknolojik gelişmeleri takip etmesi ve yapısının değişmesi; dış dünya ile kurulan ekonomik ve siyasi ilişkilerde bağımsız hareket etme kabiliyetinin kazanılması gibi daha birçok değişimin yaşanması gerekir. Kalkınmanın süreç olması ise politik karar alma mekanizmalarının değişen öncelikleri iyi belirlemesi ve süreci sürdürülebilir kılmasını ifade eder. Kalkınmayı sürdürülebilir kılmanın en önemli bileşeni de hiç şüphesiz refah artışını milletin her ferdinin hissetmesidir. Zira ancak bu sağlandığında kalkınma çabalarına politik destek devam edecektir. Kabul etmek gerekir ki İsminde “kalkınma” olan bir parti olarak AK Parti, 20 yılı aşan iktidarı boyunca öncelikleri belirleme ve refah artışını kitlelerin hissetmesini sağlama konusunda Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca açık ara en başarılı iktidar olmuştur.

Prof. Dr. Fatih Yardımcıoğlu

AK Parti iktidarını büyüme ve kalkınma perspektifinden incelediğimizde iki ana döneme bölmek mümkündür. İlki büyüme eksenli dönemdir. Kabaca 2012 yılına kadar geçen on yılı içine alan bu dönemde öncelik 1990’lı yılların politik ve ekonomik türbülanslarının yarattığı hasarı tamir etme çabasına verilmiştir. Bu dönemin diğer bir karakteristiği ise sürdürülebilir kalkınma için zeminin oluşturulmasıdır. Ekonomik refahın tabana yayılmasına önem veren AK Parti iktidarı, ulaşım ve telekomünikasyon yatırımları yanında beşeri sermayeyi oluşumuna ağırlık vermiştir. Sadece fiziki altyapının güçlendirilmesi ile yetinilmemiş; eğitim ve sağlıkta eşitlikçilik ve kapsayıcılık merkeze alınmıştır. Bu alanlarda sağlanan başarı AK Parti iktidarına asıl desteği veren çevrenin merkeze yürüyüşünü sağlamlaştırmış; bir bakıma ekonomik istikrarın politik istikrara transfer mekanizması işlevini görmüştür. Alttan alta yürüyen, zaman zaman açığa çıkan ve nihayetinde 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimleri ile zirveye çıkan vesayet arayışlarının her defasında güçlü bir şekilde savuşturulmasının temelinde büyüme ve refahın tabana yayılmasında Cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir iktidarın sağlayamadığı bu başarı vardır.

AK Parti iktidarının ikinci dönemi ise ilk dönemde ülke olarak elde edilen ekonomik ve politik kazanımları yedeğine alarak Türkiye’nin bölgesel güç ve küresel aktör olma iddiasını destekleyen yeni açılım ve atılımların dönemidir. Halen daha çok dışarıdan gelen sınamalara rağmen devam eden bu açılım ve atılım döneminin kendi içinde dönüşümlere gebe olsa da devam etmesi önemlidir. Tam bağımsız ve kendi değerleriyle barışık kalarak “muasır medeniyetler seviyesine” çıkma çabası olarak tanımlayabileceğimiz bu dönemin devamlılığı Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden yetki almasına bağlıdır ve bütün olarak Cumhur İttifakının başarısıyla sağlanabilecektir.

“Kalkınmacı Lider” Olarak Recep Tayyip Erdoğan

Gelişmekte olan ülkelerin tamamında devlet kalkınma hedeflerini belirler; bu hedeflere ulaştıracak politikaları tasarlar ve uygular. Ne yazık ki çok az sayıda devlet “kalkınmacı devlet” kapasitesine sahiptir. Kapasite inşasında ve mevcut kapasitenin kullanılmasında liderin önemli olduğu Japonya’dan Güney Kore’ye, Vietnam’dan Malezya’ya Doğu ve Güney Asya ülke örneklerinden anlaşılmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti, planlı dönemde daha kurumsal hale gelse de yüzyıllık geçmişinin tamamında devletin kalkınma hedeflerini yönetmeye çalıştığı bir devlet olmuştur. Merhum Adnan Menderes ve Prof. Dr. Necmettin Erbakan’da olduğu gibi “kalkınmacı liderlik” perspektifini daha fazla önemseyen liderler gelmişse de politik istikrarsızlıklar nedeniyle bu liderler döneminde kısmi bir başarı sağlandığı söylenebilir. Erdoğan ise yirmi yılı aşkın iktidarı döneminde sağlıktan eğitime, enerjiden savunmaya ve ulaşıma kadar her alanda Türkiye’nin ikinci yüzyılına da sirayet edecek etki alanı oluşturan bir liderdir.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi ilk on yılında 1990’lı yılların ekonomik hasarını giderici büyüme politikaları ile geçiren AK Parti bu dönemde sağlık ve eğitim hizmetlerini erişilebilir kılmayı ve sosyal politikalarla refah artışını tabana yaymayı önemsemiştir. Sağlıkta fiziksel altyapıda esaslı bir dönüşüm bu dönemde başlamış; hastaların rehin olarak tutulduğu ve tedavi için gerekli ilaçlara ulaşamadığı bir sağlık sisteminden tabir caizse beş yıldızlı hotel konforunda sağlık hizmeti sunumuna geçiş yapılmıştır. Sağlık hizmetleri evde bakım hizmeti bağlamında en ücra köşedeki evlere dahi ulaştırılmıştır. Eğitimde de benzeri bir dönüşüm başlamış; dezavantajlı kesimlerin eğitimi için özel gayret gösterilmiştir. Eğitim ve sağlıkta fırsat eşitliğinin sağlanması ekonomik eşitsizliğin kalıcı bir şekilde azaltılmasının en önemli yoludur. Bu dönemde gelirin adil dağılımı ile ilgili göstergelerin tamamında gözlemlenen hızlı iyileşme Cumhuriyetimizin yüzyıllık tarihinde eşine rastlanmayan bir hızla refahın tabana yayıldığının en önemli işareti olmuştur.

AK Parti’nin iktidardaki ikinci on yılının ilk yarısı Türkiye’nin bölgesel güç ve küresel aktör olma yolunda iddiasını yükselttiği bir dönem olmuştur. Mavi Marmara ve one minute çıkışlarıyla sembolleşen ve içeride çözüm süreci ile “kendine güvenen devlet” mesajı veren Türkiye’nin yeni arayışı, çukur eylemleri, 17-25 Aralık süreci ve 15 Temmuz darbe girişimi karşı sınamaları ile test edilmişse de milletin iktidara ve Baş(ba)kan Erdoğan’a duydukları güven sayesinde savuşturulmuştur. Bir bakıma vatandaş geçmiş on beş yılda biriktirilen güveni ve gelecek için çizilen vizyonu sahiplenmiştir.

İkinci on yılda iktidar ulaşım altyapısında başlattığı hamleyi demiryoluna kaydırmış, savunma sanayiinde başlattığı hamlelere enerjide bağımlılığı azaltıcı açılımları eklemiştir. Eğitim, sağlık ve ulaşım altyapısında sağlanan dönüşüm önemli olsa bile Erdoğan’ın “kalkınmacı lider” özelliği kendini daha çok savunma sanayii ve enerji sektörü atılımlarında kendini göstermiştir. Türkiye’nin geldiği noktada savunma sanayi ihracatı yaklaşık 4.5 milyar dolara ulaşmış; hava, deniz ve kara savunma araç ve mühimmatı üretiminde önemli bir eşik geride kalmıştır. Artık insansız savaş uçağı ve uçak gemisi gibi yeni evreleri de yakında aşacağı belli olan Türkiye bu sayede sadece Kuzey Suriye’de beliren tehditleri ortadan kaldırmakla kalmamış, Karabağ ve Libya örneklerinde olduğu gibi dostlarına bölge huzuru için hayati destek verebilir duruma gelmiştir. Savunma sanayiindeki gelişmeler Türkiye’nin bağımsız dış politika belirlemesine zemin hazırlamış; tahıl koridorunda olduğu gibi Dünyanın çaresiz kaldığı sorunların çözümünde yegâne ümit haline gelmesini de sağlamıştır.

Ülkenin potansiyelini belirleme, buna uygun hedefleri ortaya koyma ve teşvik, motivasyon ve koordinasyonla her geçen gün yeni düzeyleri test eden savunma sanayi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “kalkınmacı liderlik” vasfının en belirgin hissedildiği bir sektör ise hiç şüphesiz Türkiye’nin otomobili vizyonudur. Potansiyelin varlığına ikna olmak, bunu harekete geçirecek babayiğit arayışına girmek ve en nihayetinde Türkiye’nin ikinci yüzyılını “Türkiye Yüzyılına” dönüştürme vizyonunun sembollerinden biri olarak TOGG’u yollara çıkarmak “kalkınmacı lider” vasfının ete kemiğe bürünmesinden başka bir şey değildir.

Enerji alanındaki arayışlar ve kısa sürede ulaşılan düzey göz kamaştırıcı diğer bir başarıdır. Yenilenebilir enerji alanında yapılanlar gibi nükleer santral inşası da enerjide çeşitliliği artırıcı ve bağımlılığı azaltıcı hamlelerdendir. “Üç tarafı denizle çevrili” kara parçası olan Türkiye’nin denizlere “mavi vatan” gözüyle bakması çok değil yirmi yıl önce dağlarına ve kırsalına hâkim olamayan bir devletin vizyonundaki genişlemeyi açık bir şekilde göstermektedir.

Olup biten bize ne söylemektedir?

Ekonomiyle ilgili konular konuşulurken ekonomistler bile bir mekanik sistemden bahseder gibi konuşmaktadır. Hâlbuki insanla ilgili hiçbir şey mekanik değildir. Ekonomi de sonuçta insanın ve toplumun madde ile kurduğu ilişkiyi ele alır. Türkiye ile ilgili değerlendirmelerde ekonomik sorunların çözümü tartışılmalıdır elbette. Ancak makroekonomik istikrarın sağlanmasının gerekliliğini tartışırken ülkenin kalkınma hedeflerinde sağladığı başarının takdir edilmesi de önemlidir.

Kalkınma hedeflerini sürekli revize eden ve kritik sektörlerde sağladığı başarıyı bir sonraki atılım için manivela olarak kullanan “kalkınmacı lider” perspektifi Türkiye’nin son yirmi yıldaki en büyük kazanımlarından biridir. Şüphesiz ki seçmen sandığa giderken savunma, otomotiv ve enerji sektörlerindeki gelişmeleri de dikkate alacaktır. Elbette içe doğru büzüşen bir ülke yerine “dosta güven düşmana korku salan” bir ülkenin dünyaya açık vatandaşı olmanın haklı gururu, seçmenin sağduyusunda bir karşılığa sahiptir. Bu gururun yaşanmasında bir “kalkınmacı lider” olarak Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın payını seçmen görecek ve “Türkiye Yüzyılı” vizyonunun hayata geçmesi için gerekeni yapacaktır.

28. Dönem AK Parti Sakarya Milletvekili Aday Adayı Prof. Dr. Fatih Yardımcıoğlu kimdir?

www.fatihyardimcioglu.com

Prof. Dr. Fatih Yardımcıoğlu​ 1979 yılında Sakarya’da doğdu, ilk okulu Sakarya’da, ortaokul ve lise eğitimini ise İstanbul Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesinde tamamladı. ​ 2002 Yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Maliye Bölümü’nden mezun oldu. 2006 Yılında Sakarya Üniversitesi, Maliye Anabilim Dalında Yüksek Lisans eğitimi, ardından 2012’de İktisat Anabilim Dalında doktorasını tamamladı. ​ 2010-2012 yılları arasında misafir araştırmacı olarak YÖK Bursu ile İngiltere Durham Universitesi, Business School’da Doktora araştırması yaptı. 28. Dönem Milletvekilliği Seçimi İçin üniversitedeki görevinden istifa ederek AK Parti Sakarya Milletvekili Aday adayı oldu.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*